12 Nisan 2005

Hüzünlü Bir Nevşehir Sabahı

Dün saat 15:30'da Trabzon'dan yola çıktım. Otobüse binene kadar kendimi sıktım fakat kızımı ve eşimi öpünce artık kendimi tutamadım ve gözyaşlarım bir güz yaprağı gibi süzüldü yanaklarımdan. Ordu'da, Samsun'da sınava girdiğim arkadaşım bize katıldı, O Hatay'a gidiyordu.Yolda sohbet ettik. Yorucu bir yolculuktan sonra bu sabah 06:00'da terminalde indim otobüsten. Hava açmıştı, içeri girmeden bir sigara yaktım, biraz düşündüm içimi hüzün kapladı.Beş yıl boyunca yaptığım seyahatlerden farklıydı bu, 3-5 gün kalıp dönecek gibi değildi. Saat 8:30'a kadar orada kaldım, sonra şehir merkezine geldim. Eşimi aradım, kızım sabah kalkınca ilk işi "baba" demek olmuş. Biraz daha hüzünlendim ama bunları atlatmam gerekiyor, bunun için de zamana ihtiyacım var. Şimdi bir net kahvesindeyim. Öğlede yemek yedikten sonra artık birliğe katılacağım inşallah.
Burası 63 bin nüfuslu küçük bir şehir, Trabzon gibi 1-2 tane sokağı var. Deniz yok, etraf kır ve sadece gökyüzü var. Üzerimdeki hüznü atmam lazım.Sanırım yerime gittikten sonra ortama alışırım. Evli ve çocuklu olanların askerliği çok zor derlerdi, hakikaten öyleymiş. Hüzün bulutları etrafını sarıyor ve gitmek bilmiyor. Bu gaybana askerliği yapmak ve bu engeli atlamamız lazım. Morale ihtiyacım var. Kendi kendimi teselli etme kalkanlarımı çıkarmam gerek. Her acı, insanın ruhunda yaralar bıraktığı gibi insanı da olgunlaştırıyor. Bu durumdan bu şekilde faydalanmalıyım. Bu kadar yazdım, yazının başlığını hala bulamadım. Neyse daha sonra yine yazarım. Sanırım 20-28 gün yemin törenine kadar dışarı çıkamayacağım ve yazamayacağım.
Bu yazı biraz hüzünlü oldu, bir sonraki neşeli olur inşallah. Zaten insan hüzünlüyken dilinden farklı birşeyler dökülemiyor satırlara...
Herkesin ayrı bir dünyası var, ayrı bir hayatı var. Ben bunları yazarken yanımdaki öğrenciler oyun oynuyor gülüşüyorlar. Her insan ayrı bir dünya, her insan ayrı bir roman...