07 Ağustos 2005

"Sonum Yokluk ise Bu Varlık Niye?"

İçimdeki iniş ve çıkışları hayretle izlemekteyim. Dün canım sıkılmıştı, artık kitap okumak istemedim, zaten nerdeyse bir haftadır sadece gazetelerle idare ediyorum. İnsan içindeki doyumsuzluğu nasıl sükuna erdirir, hala bulamadım. Zaten kendini hayatın boş işlerinden kurtarıp ben kimim, neyim, burda ne arıyorum, bu insanlar ne yapıyor, neden ölüp toprağa karışılıyor, yok mu olacağız, sonum yokluk ise bu varlık niye, neden herşey fani, sevinç de hüzün de neden kısa sürüyor.... gibi sorular soran insanlar bu işe kafa yoruyorlar. Ey hayat, sen nesin, nasıl birşeysin, seni çözmek istiyorum. Yoksa isteklerden kendini arındırmak mı lazım, ne bileyim kardeşim. Bir an yüce duygular seni göklere çıkarıyor, bir süre sonra süfli düşüncelerle utanıyorsun, bir de kendine bakıyorsun, ben napıyorum bu dünyada?
Çare inzivaya çekilmek değil kesinlikle. Yunus Emre, Tapduk Emre'den eşini, çoluğunu çocuğunu bırakıp inzivaya çekilmek için izin istemiş fakat cevap: bu kolay olandır, önemli olan insanların arasında olup onlardan gelen cefaya katlanarak bu yolda yürümek olmuş. Bence de doğrusu bu, ruhbanlık değil. İnsanlara bakıyorum, bu dünyanın gölgeliklerine takılıyor, çok küçük ve önemsiz şeylere önem veriyor ve bundan mutlu oluyorlar. Ben farklı mıyım sanki? Ayağımdaki prangalardan kurtulmak istiyorum ama bu tür şeyler peşimi bırakmıyor. Oysa Goethe'nin dediği gibi "Ey sükun! Gel artık yerleş içime". Bunu düşünüyorum devamlı. Bir iki yazı önce NFK'nın şiirini yazmıştım buralara. Bu şiir benim de düşüncelerime tercüman oluyor: " Boşuna gezmişim yok tabiatta / İçimdeki kadar iniş ve çıkış".
Nasıl oluyor da insan en sevdiği canını kaybedip kara toprağa verdiğinde zamanla bunu unutuyor ve dünyaya dalıyor. Ey Büyük Allah'ım! Sen nelere kadirsin, bize neler vermişsin. Eğer bu unutma denen hadise olmasaydı biz ne yapardık? Bununla beraber yine de insan geçmiş ve geleceği düşünerek üzülen veya sevinen tek varlık. Zeynebimin geçen seneki ameliyatını her düşündüğümde gözlerim dolar, içimden birşeyler kopar ve sanki kor bir ateş vücudumda dolaşır, şimdi olduğu gibi. Bir haftadır kol ve ayakları kesilen bebeğin fotoğrafları kaplıyor gazete sayfalarını. Yavrum, hiçbirşeyden habersiz oyuncaklarına sarılıyor ve etrafa gülücükler dağıtıyor. Anne ve babasının yaşadıklarını derinden hissedebiliyorum. Hele kızıma ameliyat elbisesini giydirdikleri anı hiç unutamıyorum.
Bunları yazarken gözlerim doldu. Zaten izin sonrası 3 hafta geçti ve yine duygu denizlerim kabarmaya başladı. Bazıları kafayı uyuşturuyor ama bu çare ve çözüm değil. Bu dünyanın bir gölgelik olduğunu ve ufak tefek şeylerle dolu olduğunu ve buna üzülmenin aslında boş olduğunu görebiliyorum. Ama gel gör ki, insanız biz ve ayağımıza takılan ipleri bir türlü çözemiyoruz.
Vesselam...