hikmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2013

Modernizm, İnsan...

6 ay olmuş buraya yazmayalı. Oysa neler geçti hayat penceremin önünden? Hastalıklar, ölümler, sıkıntılar, baş dönmeleri, nefes daralmaları vs vs. Zaman ilerledikçe insanın başına neler geliyor? Bu da bizim için deyip yola devam ediyoruz. Yeni yılla birlikte kişisel olarak sıkıntılı günler geçirdim, dünya da öyle. İlk defa Gezi Parkı gibi olaylara şahit oldum, Ortadoğu'da yaşananlar, darbeler, ölümler.... Kıyamete daha da yaklaşıyoruz sanki. Zaten orta alametler ortaya çıkmıştı, dünya gitgide kötüye gidiyor. Aslında herşey olması gerektiği gibi ilerliyor. Hikmet penceresinden bakıldığında dünyanın sonuna kadar iyi-kötü arasındaki mücadele devam edecek. Modernizmin getirdikleri, bizi olaylara sadece maddi gözlüklerle bakmaya alıştırdığı için bazen bocalıyoruz. İrfan ve hikmete ne kadar da ihtiyacımız var. Şu sıralar Mısır'da Suriye'de ve birçok yerde insanlar zulüm altında. Aslında ölen çoğu kez müslümanlar oluyor. Ah Ortadoğu, sen nasıl bir yersin ki, kimse elini üzerinden çekmiyor? Kan ve gözyaşı dinmiyor. İngilizlerin bilerek sınırları çizdiği bu coğrafyada müslümanlar birbirini öldürüyor, vahşet kol geziyor, batılı devletlerse parsayı topluyor. Önümüzdeki günlerde haritaların değişeceğini düşünüyorum. Değişsin ve barış gelsin inşallah. Celal tecellilerin yaşandığı bu yerlerde inşallah Cemal de görülür. Ama bunun için bizim kendimizi düzeltmemiz gerekiyor. Sıkıntılarımız var: eğitimde-bilimde-kültürde-sosyal hayatta-dini algılamamız ve hayata yansıtmamızda. Biraz aynaya bakmalıyız, yüzyıllardır neden geriyiz, neden birşeyler üretemiyoruz, neden kullanılıyoruz vs. Türkiye olarak yeni nesilden umutluyum, daha sağlam daha bilgili geliyorlar. Bunda internetin faydası da yadsınamaz. Herşeyi sorguluyorlar. Bu çok hoşuma gidiyor, bilgiye ulaşmak çok kolay. Ama bu kadarla yetmiyor, bizim de araştırıp üretmemiz lazım. İnşallah gelecek günler güzel olur.
Son zamanlarda modernizmin bize getirdikleri ve çok da götürdükleri üzerine düşünüyorum. Kapitalist bir sistem içinde materyalist bakış açıları, bizi mutsuzluklara itiyor. Eskisinden daha zenginiz, alım gücümüz fazla ama huzurumuz kalmadı. Neyi unuttuk acaba? Fizik yanımızla beraber bir de metafizik tarafımızın olduğunu mu? İrfan ve hikmet nerede? Nerede kaybettik, nerde bıraktık onları? Kalbin bir et parçasından ibaret olmadığını gönlümüzün de varolduğunu neden unuttuk? İnsana ve hayata karşı neden bu kadar saygısız olduk? Nerde o yüce gönüllü insanlar, diğergam olan, başkalarını kendine tercih eden, canlı cansız herşeye hürmet eden, oyun ve eğlenceden ibaret olan dünyaya kalbinde yer vermeyen, kesrette vahdeti-vahdette kesreti gören, halk içinde Hakk'la olan.....? Elbette varlar ama sayıları az. Bu sayıyı artırmamız lazım, aksi halde depresyonlar, hayal kırıklıkları, mutsuzluk ve huzursuzluklar içinde debelenip duracağız ve hayat geçip gidecek. Ya sonrası...?
Şairin -çok sevdiğim- dizeleriyle son verelim:
" Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık
  Anla ki, yok Allah'tan başkasıyla yakınlık ".



21 Ağustos 2009

Ramazan ve Mevlana

Çok şükür yine bir Ramazan'dayız. Nefsimizin aşırılıkları ve şımarıklıkları biraz azalır inşallah.
İki haftadır memleketteyim, bu hafta sonu dönüyorum. Gezdik dolaştık, bir iki kitap okuduk, şimdi de oruç ayındayız. Oruç deyince Mevlana'nın sözleri çok farklı oluyor, daha önceki bir yazımızda bu sözlerden bahsetmiştik, şimdi de Divan-ı Kebir'inden birkaç söz alalım bu satırlara:

-Ramazan geldi; aşk ve iman padişahının sancağı erişti! Artık maddî yiyeceklerden elini çek! Çünkü, göklerden manevî rızık geldi ve can sofrası kuruldu!
-Can, bedenin hantallığından kurtuldu; tabiatımızın isteklerinin eli bağlandı! Aşk ve iman ordusu geldi, sapıklık ve imansızlık ordusunu kırdı geçirdi!
-Bir bakıma oruç, bizim kurtuluşumuzun kurbanı sayılır; bizim canımız, onun yüzünden dirilik elde edecektir! Mademki gönül evine misafir olarak can geldi, onun uğruna bedenimizi tamamıyla kurban edelim
-Sabır, hoş bir buluttur; ondan, hikmet, manevî lütuflar yağar! Bu sebeptendir ki, Kur'an-ı Kerim de bu sabır ayında nazil olmuştur!
-Bizi kötü işler, günahlar işlemeye teşvik eden kirli nefsimiz, arınmaya, temizlenmeye muhtaçtı! Ramazan gelince, günah zindanının kapısı kırıldı; can, nefsin esaretinden kurtuldu, miraca çıktı, sevgiliye kavuştu!
-Bu mübarek ayda gönül de boş durmadı; ümitsizlik perdesini yırttı, göklere uçtu! Can, zaten bu kirli dünyaya mensup değildi, meleklerdendi; onlara ulaştı!
-Ramazan günlerinde sarkıtılan merhamet ipine sanl da, şu beden kuyusundaki hapisten kendini kurtar! Yusuf aleyhisselam kuyunun ağzına geldi, seni çağırıyor; çabuk ol, vakit geçirme!
-İsa aleyhisselam isteklerden, beden eşeğinin arzularından kurtulunca, duası kabul edildi! Sen de nefsanî isteklerden temizlen, elini yıka! Çünkü, gökyüzünden manevî yemeklerle dolu sofra geldi!
-Haydi, elini ağzını yıka; ne yemek ye, ne iç, ne de söyle! Hakikate erdikleri, Hakk'ı bulduklan için susup duran ermişlere gelen mana sözlerini, mana lokmalarını ancak Şems-i Tebı-îzî'nin himmeti ile bulabilirsin!