Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2014

Hz.Mevlana'nın Oruçla İlgili Sözleri

Ramazan ayına bir hafta kaldı. Evlerde hazırlıklar, çarşı pazarda bir hareketlilik göze çarpıyor. En güzeli de insanın içinde yaşadığı sevinç. Ramazan ayında yaşanan manevi huzurun yeri bambaşka.
Bu yazıda Mevlana Hz.'lerinin oruç ve ramazanla ilgili sözlerine yer vereceğim. Bugüne kadar oruçla ilgili okuduklarınızdan çok farklı şeyler göreceksiniz.....
Şimdiden herkese iyi ramazanlar....



  •  Sen, orucu, şaşılacak acaip meziyetleri bulunan bir şey olarak bil! Oruç, insana can bağışlar. Gönül lütfeder. Sen, şaşılacak bir şey görmek istersen, oruca şaş! Sen, göklere çıkmak, Mi'rac etmek sevdasındaysan, şunu bil ki, oruç, senin önüne getirilmiş bir Arap atıdır.

16 Haziran 2014

IŞİD ve İslam'a Verdiği Zarar

El Kaide'den sonra şimdi de başımıza IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) çıktı. Batı dünyasında İslam=Terörist  algısı bilerek körüklenirken müslümanım diyenlerin bu algıya hizmet edecek şekilde hareket etmeleri çok acıdır. Sadece batıya kızmakla yetinemeyiz, burada durup aynayı kendimize çevirmemiz gerekiyor.


İslamı seçen Yusuf İslam'ın şu sözü içimi çok acıtmıştır:  "Müslüman olmadan önce Kuran'ı inceledim ve kararımı verdim. Eğer önce müslümanları inceleseydim müslüman olmazdım".  Bu söz üzerine derince düşünmeliyiz.  "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" diyen bir Elçi(s)'nin ümmeti olarak neden bu hale geldik, nerede yanlış yaptık, niye kan revan görüntüleriyle eşdeğer hale gelen Ortadoğu bu halde???

04 Haziran 2014

INSPARKUS ile Hayallerinize Dokunun !!!


Hürriyet Gazetesi’nin Bumerang isimli bir platformu var. Bu platform, blog yazarlarını biraraya getiriyor, yazılarını yayınlıyor ve aynı zamanda bazı şirketlerin tekliflerini biz blog yazarlarına iletiyor. Insparkus.com ile tanışmam bu şekilde oldu. İnsparkus, akıllı bir arayüz ile interaktif bir şekilde sizle -adeta- konuşuyor ve adım adım size kariyer yolculuğunuzda eşlik ediyor.
insparkus.com
Kariyer konusu aslında biraz da es geçtiğimiz bir alan. İşim olsun gerisi önemli değil tarzı yaklaşımlar, iş yaşamında mutsuzluklara-verimsizliklere ve günün sonunda şirketlerde iş ve maliyet kaybına sebep olabiliyor. İnsanın mutlu olabilmesi için sevdiği bir eşe ve işe sahip olması gerektiği söylenir. Bu tespit çok doğru. Sevmediği bir işe her sabah kalkıp gelmek, o kişide bir süre sonra eziyete dönüşüyor. Eğer kendi motivasyonunu sağlayamıyorsa bu olumsuz atmosferini etrafındaki çalışanlara da geçiriyor. Bu konu basite alınmayacak kadar önemli, şirketlerdeki insan kaynakları departmanlarının buna eğilmesi şart. İşini sevmiyorsan illaki ayrılman gerekmiyor, başka departmanlar başka roller de pekala denenebilir.
Teklif ilk geldiğinde siteyi inceledim. Bugüne kadar 15 yıllık profesyonel iş yaşamımda, bu anlamda bir çok eğitim aldım. Aldığım her eğitim kendi çapımda bana çok şeyler kattı. En son geçen ay benzer bir eğitim aldım. Kurumsal firmalarda çalışmanın avantajlarından biri de bu olsa gerek.

05 Mayıs 2014

Hıdırellez Günü

Yarın-6 Mayıs- Hıdırellez günü. Kadim bir gelenekten gelen bu günde Hızır(as) ve İlyas (as)'ın yeryüzünde buluştuğuna inanılıyor. Miladi takvimde 6 Mayıs, Rumi takvimde ise 23 Nisan günü.

 5 Mayıs gecesi kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerine başlanacağına inanılıyor. Köken olarak Anadolu,Ortaasya,Mezopotomya iddiaları var. Bugün, Hristiyanlarca da baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul edilir: Ortodokslar Aya Yorgi, Katolikler St Georges günü olarak kutluyor.


30 Nisan 2014

Bloglara Galeri Şeklinde Fotoğraflar Eklemek

Blogların daha güzel görünmesi için yazıların yanına fotoğraflar ekliyoruz. Hatta şimdilerde video ve müzik de embed edilebiliyor. Fakat birçok fotoğraf veya video eklemek istediğinizde yan yana/alt alta fotoğraflar pek hoş görünmüyor. Bunu çözebileceğimiz ve birçok bilinen sitede olduğu gibi slide show veya foto galeri yapabileceğimiz bir site var: www.cincopa.com


Bu siteye üye olarak farklı formatlarda foto galeri/video galeri/slayt showlar hazırlayabilir ve html kodlarını sitenize ekleyebilirsiniz. Üyelik bedava ve max 2gb dosya kapasiteniz var. Fotoğraflarınız küçük boyutlu olduğu sürece kotayı doldurmak zor. İsteyenler premium üyeliğe geçebilir.


Site üyelik sonrası sizi yönlendiriyor. En son aşamada galerinizi +Facebook, +Twitter vb gibi birçok sosyal medya platformunda paylaşabileceğiniz gibi html olarak sitenize de ekleyebilirsiniz.

Aşağıya örnek olması için dinamik bir format seçtim. Önemli bir not olarak, skin(format) seçerken önizlemede pc/tablet/telefon resmi olanı seçersek fotoğraf galerimiz tüm bu platformlarda düzgün görünecektir.





20 Nisan 2014

20 Nisan 571 ve Bir Modern Zamanların Dervişi

Bugün 20 Nisan 571. Sevgili Peygamberimizin(sav) miladi doğumgünü. En güzel sözler, en güzel dualar ve selamlar O'na(s) olsun. Bu hafta kutlu doğum törenleri yapıldı. Hicri olarak 12 Rebiülevvel her yıl geriye gidiyor. Bizde nisan ayı set edilmiş ama aslında 20 nisan günü ayarlanabilirdi.


Modern zamanların içinde olduğumuz şu devirde aslında O'na(s) çok ihtiyacımız var. Materyalizmin baskısı altındayız ve ruhumuzdan uzağa düştük. Son iki gündür dilimde şu hadis-i şerif var: " Ey Ömer(ra), istemez misin dünya onların olsun, ahiret bizim". Etrafıma ve kendime bakınca dünyayı ne kadar istediğimizi görüyor ve hayıflanıyorum.Peygamberimizi daha iyi anlayabilsek, bu dengeyi tutturabileceğimize inanıyorum. Kalbimize O'nun(s) imzasını atmalıyız.

16 Nisan 2014

Her Nefes Dergisi

Nefes Yayınevi'nin aylık yayınladığı tasavvuf kültürü dergisi, dolgun içeriğiyle öne çıkıyor. Her ay farklı konuların ele alındığı dergi, ücretsiz olup sadece internette yayınlanıyor. Hz.Üftade konulu Nisan-2014 e-dergi'ye aşağıdan ulaşabilirsiniz.



Nefes Yayınevi Cemalnur Sargut Hanımefendi'ye ait kitapları bulup satın alabileceğiniz bir yer. Ayrıca sitede, sohbetlerle ilgili video arşivine de bakabilirsiniz. Yazarın son kitabı "Allah'ıma Sefere Çıktım" siteden alınabilir.

21 Ağustos 2013

Modernizm, İnsan...

6 ay olmuş buraya yazmayalı. Oysa neler geçti hayat penceremin önünden? Hastalıklar, ölümler, sıkıntılar, baş dönmeleri, nefes daralmaları vs vs. Zaman ilerledikçe insanın başına neler geliyor? Bu da bizim için deyip yola devam ediyoruz. Yeni yılla birlikte kişisel olarak sıkıntılı günler geçirdim, dünya da öyle. İlk defa Gezi Parkı gibi olaylara şahit oldum, Ortadoğu'da yaşananlar, darbeler, ölümler.... Kıyamete daha da yaklaşıyoruz sanki. Zaten orta alametler ortaya çıkmıştı, dünya gitgide kötüye gidiyor. Aslında herşey olması gerektiği gibi ilerliyor. Hikmet penceresinden bakıldığında dünyanın sonuna kadar iyi-kötü arasındaki mücadele devam edecek. Modernizmin getirdikleri, bizi olaylara sadece maddi gözlüklerle bakmaya alıştırdığı için bazen bocalıyoruz. İrfan ve hikmete ne kadar da ihtiyacımız var. Şu sıralar Mısır'da Suriye'de ve birçok yerde insanlar zulüm altında. Aslında ölen çoğu kez müslümanlar oluyor. Ah Ortadoğu, sen nasıl bir yersin ki, kimse elini üzerinden çekmiyor? Kan ve gözyaşı dinmiyor. İngilizlerin bilerek sınırları çizdiği bu coğrafyada müslümanlar birbirini öldürüyor, vahşet kol geziyor, batılı devletlerse parsayı topluyor. Önümüzdeki günlerde haritaların değişeceğini düşünüyorum. Değişsin ve barış gelsin inşallah. Celal tecellilerin yaşandığı bu yerlerde inşallah Cemal de görülür. Ama bunun için bizim kendimizi düzeltmemiz gerekiyor. Sıkıntılarımız var: eğitimde-bilimde-kültürde-sosyal hayatta-dini algılamamız ve hayata yansıtmamızda. Biraz aynaya bakmalıyız, yüzyıllardır neden geriyiz, neden birşeyler üretemiyoruz, neden kullanılıyoruz vs. Türkiye olarak yeni nesilden umutluyum, daha sağlam daha bilgili geliyorlar. Bunda internetin faydası da yadsınamaz. Herşeyi sorguluyorlar. Bu çok hoşuma gidiyor, bilgiye ulaşmak çok kolay. Ama bu kadarla yetmiyor, bizim de araştırıp üretmemiz lazım. İnşallah gelecek günler güzel olur.
Son zamanlarda modernizmin bize getirdikleri ve çok da götürdükleri üzerine düşünüyorum. Kapitalist bir sistem içinde materyalist bakış açıları, bizi mutsuzluklara itiyor. Eskisinden daha zenginiz, alım gücümüz fazla ama huzurumuz kalmadı. Neyi unuttuk acaba? Fizik yanımızla beraber bir de metafizik tarafımızın olduğunu mu? İrfan ve hikmet nerede? Nerede kaybettik, nerde bıraktık onları? Kalbin bir et parçasından ibaret olmadığını gönlümüzün de varolduğunu neden unuttuk? İnsana ve hayata karşı neden bu kadar saygısız olduk? Nerde o yüce gönüllü insanlar, diğergam olan, başkalarını kendine tercih eden, canlı cansız herşeye hürmet eden, oyun ve eğlenceden ibaret olan dünyaya kalbinde yer vermeyen, kesrette vahdeti-vahdette kesreti gören, halk içinde Hakk'la olan.....? Elbette varlar ama sayıları az. Bu sayıyı artırmamız lazım, aksi halde depresyonlar, hayal kırıklıkları, mutsuzluk ve huzursuzluklar içinde debelenip duracağız ve hayat geçip gidecek. Ya sonrası...?
Şairin -çok sevdiğim- dizeleriyle son verelim:
" Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık
  Anla ki, yok Allah'tan başkasıyla yakınlık ".



26 Eylül 2012

Derman Arardım Derdime...

Bu aralar Hz. Niyazi-i Mısri'yi okuyorum. Nasıl bugüne kadar uzak kalmışım anlamadım, demek nasip değilmiş. Önce İrfan Sofraları'nı, sonra divan'ını okudum. Bir de hayatıyla ilgili birkaç eser. Bu büyük Ruh'un kıymetini bilememişiz. Son birkaç yılda O'nunla ilgili çalışmalar sevindirici. Özellikle Malatya Belediyesi'nin Limni Belediyesi ile ortak hareketleri sevindirici. Hazret çok eziyetler çekmiş, gerçi onlar bizim gibi küçük düşünmedikleri, Celal ve Cemal tecellileri açısından baktıkları için....
Şiirlerinden çok beğendiğim birini aşağıda paylaşıyorum:



Derman arardım derdime derdim bana derman imiş.
Burhan arardım aslıma aslım bana bürhan imiş.

Sağu solu gözler idim dost yüzünü görsem deyü.
Ben taşrada arar idim ol can içinde can imiş.

Öyle sanurdum ayrıyım dost gayridir ben gayriyim
Benden görüp işiteni bildim ki ol canan imiş.

Savmu-u salat u hacc ile sanma biter zahid işin
İnsan-ı kamil olmağa lazım olan irfan imiş.

Kanden gelir yolun senin ya kande varır menzilin
Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvan imiş.

Mürşid gerektir bildire Hakk’a sana hakk-al-yakın
Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş

Anla hemen bir sözdürür yokuş değildir düzdürür.
Alem kamu bir yüzdürür görem anı hayran imiş.

İşit Niyazi’nin sözün bir nesne örtmez Hak yüzün.
Hak’dan ayan bir nesne yok gözsüzlere pünhan imiş.




03 Mayıs 2012

4 Ay Sonra

Öyle geçerken bir uğrayayım dedim, bir baktım 4 aydır yazmamışız. Geçen kitap fuarından 3-5 kitap almıştım, onları okuyorum, iş-güç derken hayat akıp gitmekte.
Evin yakınına yapılan büyük parkta yürüme yolu var, arasıra yürüyüş yapıyorum, telefondaki uygulamalardan RunKeeper'ı kullanıyorum :)  Aslında hergün yürüdüğüm yok ama kendimizi kandırıyoruz işte. GPS yardımıyla mesafe-süre ve kalori ölçüyor. Düzenli spor yapanlar için iyi bir uygulama.
Facebook çıktıktan sonra bakıyorum insanlar artık blog yerine face'de yazıyor. Face'e 15-20 günde bir giren biri olarak hızlı tüketimi hiç sevmedim, orda birşey yazmıyorum. Bazen bu yazıların linkini attığım oluyor. Hele hele twitter'ı hiç sevmedim, dediğim gibi o da hızlı tüketim araçlarından.
TV'de Eyvah Düşüyorum programı var, arada bir ona bakıyorum, eğlenceli bir program.
Geçenlerde Bursa'ya gittim bir toplantı için, 2 gündü. İlk kez gittim Bursa'ya, merak ediyordum. Gerçekten Yeşil Bursa imiş, çok hoşuma gitti. Mudanya gidip balık restoranında deniz kokusunu almak iyi geldi. İskender çok başarılı değildi ve gereksiz pahalıydı, bence yerinde daha leziz ve uygun fiyatlı olmalıydı. Havaalanı çok uzak, Ankara'dan arabayla gidemediğime pişman oldum. Dönüş yolunda Ulucami'ye uğradım, içerisi büyüleyiciydi, çok hoşuma gitti. Sonra çarşı içine girip kaybolduk, çınarlar altında bir yerde oturup çay içtik. Güzeldi.
Bu haftasonu elimdeki kitabı bitirdim:  Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz&İstiklal Savaşının İçyüzü    Haksızlığa uğramış bir insanın yazdıklarıydı bunlar, Karabekir'i genç neslimize daha iyi anlatmamız gerekir diye düşünüyorum.
Bunla beraber elimdeki okuduğum diğer kitap ise Mahmud Erol Kılıç'ın Tasavvuf'a Giriş isimli kitabı.
Yazarın başka kitaplarını da okumuştum, eğer konuya ilgili iseniz hararetle tavsiye ederim. Yazarın yorumları vurucu, özellikle modern insanın yaşadığı bunalımlarla ilgili söyledikleri kayda değer.
Nisan başı çocukların doğumgünlerini kutladık, onlar büyüyor biz de büyüyoruz. Yolun yarısını geçtik, Allah sağlık ve afiyet versin hepimize.
The New Ipad'i 5 mayısta sunacağını söylüyor Bilkom.  Geçen yıl Samsung Galaxy Tab almıştım, evde şimdi laptop açılmıyor, nete falan direkt onla giriyoruz ama benim beklentilerimi karşılamadı, ipad'e doğru gidiyoruz, yenisini bekledim, bakalım alırız herhalde.
Trigliseritime hiç baktırmıyorum, en son 400'de bırakmıştım, iyidir herhalde :)  Kan tahlili yaptırmayınca problem de yok :)
İlgimiz azaldı, aklımıza birşey gelmiyor, yazıyı burada sonlandıralım, vesselam.


05 Aralık 2011

Ben, Ego, Aşk


"Cehennemin baş meleği " Mâlik", cennetinkiyse " Rıdvân "dır. Rıdvân ismi, " Rıza " kelimesinden gelir."

Ben ben diyen insan bu dünyada cehennemini yaşıyor zaten,  Rabbinden gelene razı olan ise cennet halinde. Büyükler de şöyle demiş; bu dünyada cenneti bulamayan öbür tarafta hiç aramasın.

Yukarıdaki resim, çok hoşuma gitti, işi özetliyor aslında. Ego ve aşk arasında ters orantı var. Ego artınca aşk, güzellikler azalıyor, egomuzdan kurtulabildiğimiz ölçüde de aşka yaklaşıyoruz.

Etrafıma ve kendime bakıyorum, egomuzun esiriyiz; benim arabam-malım-mülküm vs. Böyle dedikçe zaten en ufak bir sıkıntıda hemen yıkılıyor ve cehennem halini yaşıyoruz. Oysa, benliğimizi azaltsak, iyi-kötü herşeyin O'ndan geldiğinin künhüne varsak cennet halini yaşayacağız.

Rabbim sonumuzu hayreylesin, vesselam.

21 Ağustos 2009

Ramazan ve Mevlana

Çok şükür yine bir Ramazan'dayız. Nefsimizin aşırılıkları ve şımarıklıkları biraz azalır inşallah.
İki haftadır memleketteyim, bu hafta sonu dönüyorum. Gezdik dolaştık, bir iki kitap okuduk, şimdi de oruç ayındayız. Oruç deyince Mevlana'nın sözleri çok farklı oluyor, daha önceki bir yazımızda bu sözlerden bahsetmiştik, şimdi de Divan-ı Kebir'inden birkaç söz alalım bu satırlara:

-Ramazan geldi; aşk ve iman padişahının sancağı erişti! Artık maddî yiyeceklerden elini çek! Çünkü, göklerden manevî rızık geldi ve can sofrası kuruldu!
-Can, bedenin hantallığından kurtuldu; tabiatımızın isteklerinin eli bağlandı! Aşk ve iman ordusu geldi, sapıklık ve imansızlık ordusunu kırdı geçirdi!
-Bir bakıma oruç, bizim kurtuluşumuzun kurbanı sayılır; bizim canımız, onun yüzünden dirilik elde edecektir! Mademki gönül evine misafir olarak can geldi, onun uğruna bedenimizi tamamıyla kurban edelim
-Sabır, hoş bir buluttur; ondan, hikmet, manevî lütuflar yağar! Bu sebeptendir ki, Kur'an-ı Kerim de bu sabır ayında nazil olmuştur!
-Bizi kötü işler, günahlar işlemeye teşvik eden kirli nefsimiz, arınmaya, temizlenmeye muhtaçtı! Ramazan gelince, günah zindanının kapısı kırıldı; can, nefsin esaretinden kurtuldu, miraca çıktı, sevgiliye kavuştu!
-Bu mübarek ayda gönül de boş durmadı; ümitsizlik perdesini yırttı, göklere uçtu! Can, zaten bu kirli dünyaya mensup değildi, meleklerdendi; onlara ulaştı!
-Ramazan günlerinde sarkıtılan merhamet ipine sanl da, şu beden kuyusundaki hapisten kendini kurtar! Yusuf aleyhisselam kuyunun ağzına geldi, seni çağırıyor; çabuk ol, vakit geçirme!
-İsa aleyhisselam isteklerden, beden eşeğinin arzularından kurtulunca, duası kabul edildi! Sen de nefsanî isteklerden temizlen, elini yıka! Çünkü, gökyüzünden manevî yemeklerle dolu sofra geldi!
-Haydi, elini ağzını yıka; ne yemek ye, ne iç, ne de söyle! Hakikate erdikleri, Hakk'ı bulduklan için susup duran ermişlere gelen mana sözlerini, mana lokmalarını ancak Şems-i Tebı-îzî'nin himmeti ile bulabilirsin!

31 Aralık 2008

Yılın Son Yazısı

Bu yılın son yazısı bu ve Erzurum'dan yazıyorum. Son dakika golü ile buraya geldim. Yarın Kars,Iğdır,Ağrı vs gideceğim. İki hafta önce Sivas Divriği'ye gittim. Ordaki Ulucami'yi gezdim, daha önce tv'de görmüştüm ve biliyordum fakat gidememiştim. Orayı ziyaret eden Japonlar bir arkadaşıma "burası bizde olsa camekan içine alır koruruz" demişler.


1200'lü yıllarda yapılan bu yapıdaki ince taş işlemeciliği tek kelimeyle mükemmel.Aynı zamanda şifahane. Orda Çamlık Köyüne gitmeye çalıştık, kardan dolayı geri döndük fakat sisler denizi çok güzeldi:

Daha önce yılbaşını evden uzakta geçirmemiştim. Aslında yılbaşının pek bir anlamı yok, insanlar da bunun farkında, sadece kısa bir mutluluk gerekçesi. Hz. İsa'nın doğumgünü olmadığını Vatikan bile açıkladı. Kriz ortamında ekonomiye bir katkı oluyor,neyse...
Bu yıl pek yazı yazmadım buraya, niye bilmiyorum. Yıllara göre yazıların sayısı giderek azalıyor.
Bu yıl kendisini krizle hatırlatacak. Kişisel olarak bir oğlumuz oldu, yeni bir eve taşındık, Ankara'ya biraz daha alıştık vs vs.
İçimden başka birşey yazmak gelmiyor, yeni yıl inşallah herkese huzur ve mutluluk getirir...




16 Eylül 2008

Oruç Üzerine

Ramazan'ı yarıladık, geldi geçiyor bu sefer de,her zamanki gibi-ömrümüzün tükendiği gibi.
İlk günler susuzluğun verdiği hararetle geçti, dilim damağıma yapışmış vaziyette dolaştık durduk, zalim nefs "nasıl tutacaksın bu sıcaklarda orucu" derken ona kulak asmadık çok şükür, zaten hiç boş durmuyor ki. Normal günlerde 3-4 saat aç kalsam kan şekerim düşer ve yerlerde sürünürdüm, oysa oruçlu iken hiç de birşey olmadı-olmuyor, demek ki iş maddi düzlemde değilmiş sadece. Allah insana manevi bir kuvvet de veriyor, "sen benim için yeme-içmeden kesilirsen ben de sana yardım ederim diyor" herhalde.
Oruçlu insanların iftara yakın saatlerde yüzlerindeki dinginliği-saflığı-hoşluğu görmek çok güzel. Ramazan'da uyku düzenleri- yemek düzenleri bozuluyor fakat bunun güzelliği ayrı. Hele sahur için kurulan saatler, baygın gözlerle kalkış ve sonrasında silkiniş, birkaç şey atıştırıp sabah ezanını bekleyiş, ezandaki "namaz uykudan hayırlıdır" sözünü duyunca diğer günlerdeki tembelliğime hayıflanış, namazın kılınışı, uyuyan çocuklarıma bakış ve sonrasında uykunun kollarına bırakılışım.... Başka hiçbir ayda-zamanda bunları yaşayamıyorum, sabahlara kadar oturduğum oluyor fakat hiç de böyle hissetmiyorum. Gün içinde atmosferdeki manevi havayı çok hissedemesem de iftara yakın saatlerde insanların koşturması, bir telaş eve yetişmeye dair, bir neşe ki sormayın.
Ramazan aslında Kuran ayıdır, bu ayda inmiştir Kuran. Bu ayda daha da çok okunmalı, aslı-meali-tefsiri. Peygamberimiz(s) ve hayata bakışı tekrar gözden geçirilmelidir. Bazen dilim sürçüp de kötü sözler söyleyince O'nun(s) " oruçlu iken kötü konuşmayı bırakmayan boşuna aç durmasın" mealindeki sözleri aklıma geliyor, utanıyorum.
Ramazan aslında kendimizle hesaplaşma ayıdır. Napıyoruz, nasıl gidiyor hayatımız, ne oluyor, nedir bu hır-gür, nereye kadar bu telaş? Biraz da düşünüp kendimize çeki-düzen verme vakti gelmemiş midir? Kötü huylarımızı ne kadar yontabildik, insanlara ne ölçüde faydalı olabildik, eşimize-dostumuza neler yapabildik....bu liste uzuyor, kendi açıma baktığımda pek fazla da ilerleyemediğimi görüyor ve üzülüyorum. Oysa dünden daha ilerde olmalıydık bugün.
Oruçlu iken orucun son demlerinde Afrika'daki açlıktan ölen insanları iyiden iyice düşündüm bu sene. Önceki yıllarda aklıma gelirdi ama bu sefer farklı oldu. Ben birazdan bu halden kurtulup önümde hazır bulunanları yiyecektim ama onların bu şansı yoktu ki. Aklıma hep aç bir çocuk ve karşısında duran akbaba fotoğrafı geliyor. Kendi çocuklarımı düşünüyorum, değil açlık onlara istediği-ihtiyacı olan şeyleri alamamak bile bir anne-baba için ne kadar hüzün verici bir durumken onlar bunlardan mahrum kalıyor.
Hırslarımız ve ihtiraslarımızın da orucunu tutabiliyor muyuz acaba? Biran şöyle kendimize dönüp ne yapıyorum diyebiliyor muyuz? Nedir bu tantana, senin nefsin hiçbir şekilde doymaz bunu bilmiyor musun? Hep daha fazlası, hep daha fazlası. Ruhlar kadar bedenler de yoruluyor bu hengamede. Oysa burda ne kadar kalacaksak o kadar ilgilenmeyecek miydik burayla?
Aslında bu yazı Mevlana Hz'lerinin oruçla ilgili sözlerinden ibaret olacaktı fakat olmadı, o da bir sonraki yazıda olsun...

12 Mayıs 2007

Efendimiz(sav)den Anlık Çizgiler

Bugüne kadar bu blogda hiç alıntı yapmadım ama şimdi sözü rahmetli hocamız Haluk Nurbaki'nin Peygamberimizle ilgili bir yazısına bırakıyorum. Bu buhranlı çağımızın sancılar içindeki insanları olarak O(sav)'nu daha iyi tanımaya şiddetle ihtiyacımız var:





Efendimizden Anlik Çizgiler
Fahr-i Kâinat Efendimizin hayat hikâyesi içinde, davranış biçimi, ne yazık ki mutluluk çağı tarihlerinde hep göz ardı edilmektedir. Gerçi bazı hadis ve tarih bilimcileri parça parça çizgiler vermişlerse de, bunlar Efendimizin davranış biçimini bütün olarak hemen hemen hiç yansıtmamaktadır.Hâlbuki, çağımızın insanı, Efendimizin konuşma, yürüme gibi günlük hayatından ana çizgileri çok merak etmektedir. Bunlardan birkaç ana noktayı özetlemek istiyorum:Fahr-i Kâinat Efendimiz, daha önce de değindiğim gibi, çok şık giyinen, bütün davranışından estetik ve zerafete çok önem veren bir yapıya sahipti. Hareketlerinin tümünde estetik ve zerafet ön plânda idi. Elini kaldırırken, konuşurken, ata binerken zarif hareketlerine hayran olmamak mümkün değildi. Tane tane konuşur, çok net bir diksiyona sahipti. Sesi güçlü idi, fakat hiç bağırmazdı. Her sözünde mutlak bir etkinlik göze çarpardı. En basit bir şeyi tanımlarken bile, konunun hiç eksiğini bırakmaz, herkesi hayran bırakırdı.Bütün insanlara, dinlerken de konuşurken de, aşırı bir saygı gösterirdi. Hiç kimseye bakarken gözünün ucu ile; yani yan bakmaz, birisiyle konuşurken, mutlaka o tarafa döner, konuşurdu. Fevkalâde esprili idi. Anlatacağı basit konuları bile esprinin zarif zarfı içinde takdim ederdi.İnsanların dünya ilgilerinden ve zaaflarından doğan davranışlarına büyük bir müsamaha gösterirdi. Nitekim, düğünlerdeki, spor eğlencelerindeki sınırlı taşkınlıkları izleyerek, bir bakıma onların devamına müsaade ederdi.Muhterem annelerimizin, hanımlara has eğlencelerine daima müsamaha gösterirdi. Ayrıca özellikle, hanımların titiz, temiz giyinmesini; bugünkü tabirle bakımlı olmalarını müteaddit defa belirtmişlerdir. 0 devrin süs unsuru olan sürme ve kına gibi uygulamaları ısrarla tavsiye etmişlerdir. Yine İslâm hanımlarının, eşleri ve diğer hanımlar yanında saçlarının daima bakımlı ve taranmış olmasını birçok defa emretmiştir.Efendimizin hayatında sunmak istediğimiz bu anlık çizgilerden çıkaracağımız en önemli sonuç: Efendimizin davranışlarının, o çağdaki arap karakter çizgisinden tamamen farklı bir görünümde olmasıdır. Meselâ, Efendimiz gerek kendi çocuklarıyla, gerekse sevgili torunlarıyla pek sıcak bir ilgi içinde idi. Onlarla şakalaşır, küçüklerle oynaşırdı. Hatta Efendimizin sevgili torunlarının, bizzat Fahr-i Kâinat Efendimiz namazda iken bile bu oyunlara devam ettiklerini biliyoruz. Bu önemli davranış, Efendimizin, çocuk terbiyesinde en önemli unsuru sevgi temeline dayandırması emridir. Gençleri muhatap alıp, daima onlarla konuşması, onları özel olarak eğitmesi, onlara ciddi sorumluluklar vermesi 14 asır önce kavranması imkânsız davranışlardır. Bu hikmetler, ancak çağımızda sezilebilen akıl almaz yüceliklerdir.Efendimizin yaşantısındaki çizgilerden en önemlilerinden biri de, sağlık ve spora verdiği önemdir. Yalnız yemek yemenin sakıncalarından tutunuz da, titiz bir diş sağlığına kadar her konuda büyük ölçüde beden sağlığının temel ilkelerini bizlere öğretmiştir. Ashabına rastladığı zaman, her defasında «çocuklarına yüzme, ata binme, ok atma gibi sporları» yaptırıp yaptırmadığını sorardı. Daha önemlisi bizzat kendisi hem atla, hem yaya koşu yarışları yapardı. Bunu Hz. Âişe annemizle ve Ebû Bekir Sıddîk Efendimizle sık sık tekrar ederdi. Ufak tefek rahatsızlıklarında, özellikle perhize, ottan yapılmış ilâçlara rağbet ederek sağlığını hiç aksatmazdı.Şüphesiz ki, Fahr-i Kâinat Efendimizin hayat çizgilerinde en önemli mesele: gelecekteki insanlara en doğru ve güzeli öğretme hikmeti idi. Bu yüzden Efendimiz, hayatındaki akıl almaz çileler ve mücadelelerin yanında; ufuk insan olma hikmetini eksiksiz yaşattı, öğretti durdu. Efendimizin ekmeliyetindeki; yani mükemmelliğindeki zirvesindeki asıl büyük hikmeti: hayatı, her türlü şartlar altında en güzel biçimde yaşamayı öğretmesidir. Savaşta merhameti, en çileli günlerde ibadetin hamd sırrını; akıl almaz uçların tezat hikmetleri içinde hem uyguladı, hem bizlere öğretti. Efendimizin hayatındaki bu sonsuz hikmetleri temelinden kavramadan sünneti sadece kıyafetle yaşamaya çalışmak pek hazindir.Elbette bir Müslüman, Efendimizi taklit etmek, onun ahlâkını kazanma çabası içinde olacaktır. Ancak bunun prensibi, Efendimizi yukarıda çok özet çizgiler hâlinde anlatmaya çalıştığımız mükemmel insan noktasından hareket ederek bulunabilir.Bir Müslümanın Efendimize benzeme tutkusu, temizlik, zerafet, sevgi dolu davranışların tümünden geçmedikçe sünneti yerine getirme gerçeğine kavuşamaz. İnanınız ki, yeryüzünde güzel olan ne varsa, zarif ve mükemmel olan hangi davranış varsa, mutlaka Efendimizden yansımış bir ışıktır. Velev ki onun sahibi farkında olsun, olmasın; mutlaka her güzel şey Efendimizin sırrından yansımıştır. Ve mutlaka güzel olan şey: Efendimizin, mutluluk çağında onu öyle yaşadığı için güzel olmuştur. Biz kendi kendimize hangi iddiada olursak olalım, bakımlı tertemiz dişler, insanların farkında olmadan bir sünneti yerine getirme tutkusudur.Batı, son yıllarda bu müthiş hikmeti sezdi. Bu yüzden Fahr-i Kâinat Efendimize hayranlığı büsbütün arttı.

16 Kasım 2006

Felsefe Uzerine


Biraz once -daha once de bahsettigim- TRT-2'deki Prof.Dr.Kenan Gursoy'un sundugu 'Dusunce Iklimi' programini izledim. Bugunun konusu 'Felsefe' idi. Konuklari ile cok guzel bir sohbeti gerceklestirdiler.
Avrupa'da liselerde felsefe dersi veren 3 ulkeden biri oldugumuzu ogrendim, su anda 28 universitede felsefe bolumu varmis. Bunlar sevindirici fakat felsefenin neden hayatimiza sirayet edemedigini dusunmedim degil. Biz de lisede felsefe dersi gorduk, fakat o kadar sevmedik, ogretim metodundan mi acaba? Oysa felsefeden uzak kalmak hayatin kendisinden-dusunmekten uzak kalmak demekti. Biz ne yaptik ki, insanimizi dusunmekten soguttuk?
Felsefe, tarih sureci icinde canli olarak yasayan ve suregelen bir bilim dali. Bin yil onceki Aristo'dan Gazali'den ayiramiyorsunuz bugunku felsefeyi. Ne oldu ki, 13. yuzyildan sonra etkili dusunurler yetistiremedik? Avrupa, bizim dusunurlerimizden etkilenerek kendi medeniyetlerini-ronesanslarini gelistirmede biraz geciktiler, 2-3 yy surdu. Oysa biz komplekse kapilmadan Yunan felsefesinden gelen bilgileri incelemeye baslamisiz.
Ben bugune gelmek istiyorum. Bugun yasadigimiz toplumsal olumsuzluklari, felsefeden-dusunmeden uzak kalisimiza bagliyorum. Hep sikayet ederiz, bize dusunme degil ezbercilik ogretiliyor diye, cok dogru. Programda da uzerinde duruldugu gibi, sanirim yapmamiz gereken, dogu-bati felsefesini de ihmal etmeyerek kendi koklerimizden kaynaklarimizdan yola cikarak tekrar felsefeyi hayatimiza davet etmek olacak. Ancak o zaman ozgurce dusunerek hayatimizi daha da guzellestirebiliriz.
Yazida soru isareti iceren cumleler fazla oldu, zaten felsefe cevaptan daha cok soru sorma degil mi?

13 Kasım 2006

Hayati Bir Konu!!



Bugunku konu trafikle ilgili olacak. Hergun hayatimizi ortaya koyarak araclara biniyor-suruyoruz. Kazalari gordukce-duydukce icimiz parcalaniyor fakat kurallara uymuyoruz. Turkiye'de yilda ortalama onbin insanimizi bu yuzden kaybediyoruz. 5-6 yil once 'Ileri Suruculuk Teknikleri' isimli bir gunluk bir egitim almistim. Ogleye kadar teorik bilgiler edindik. Hoca sordu:' aksamleyin karsidan uzunlari yakmis bir arac geliyor, ne yaparsiniz?' Cevap verdim : 'once sellektor yapariz, kapatmayinca biz de uzunlari yakip ustune bir de karsidaki sofor icin guzel sozler sarfederiz :))'. Hoca haklisin dedi, maalesef cogumuz boyle yapiyoruz fakat burda onemli olan tehlikeyi iki katina cikarmamak, o yuzden biz uyarimizi yapip kisalara devam etmemeliyiz.
Ogleden sonra pratige gectik, 50 km hizla giderken panik fren yaptik ve istenen mesafede duramadigimizi gorduk. O gunden sonra emniyet kemeri takma ve trafikte guvenli arac kullanma konusu aklimdan cikmadi hic. Isim geregi yillardir yollardayim, dag-tepe geziyorum, en tehlikeli sarp yollarda da gittim. Kursta anlatilanlari elimden geldigince uyguluyorum, tabii hatalarimiz olmuyor degil. Anlatmak istedigim, trafikte hayatimizi ortaya koyuyoruz, bir kaza - Allah korusun- ya olumle ya da yaralanmayla sonuclaniyor. O yuzden cok dikkatli olmak durumundayiz, hem kendimiz icin hem karsimizdaki icin.
Bu arada, Ankara'da, trafik kurallarinin cokca suistimal edildigini uzulerek soylemek istiyorum. Kirmizi isikta durmak insanlara ceza gibi zor geliyor. Serit ihlalleri, saygisiz davranislar vs...
Diger toplumsal sorunlarimizda soyledigim gibi burda da, ailede baslayacak ve ozellikle ilkogretimde verilecek egitimin ciddi katkisi olacagi inancindayim. Tum cocuklar buyuklerini taklit ettigi icin onlara guzel ornek olmak durumundayiz. Bunun dogru oldugu bilincini simdiden vermek lazim, aksi takdirde buyuklerinden neyi gorurse ilerde aynisini yapacaklar. Sozumuzu 'Allah hepimizi kazalardan korusun' diyerek bitirelim.

11 Kasım 2006

Bulent Ecevit

Bulent Ecevit bugun defnedilecek ve bu yazi kesinlikle siyasi bir anlam icermemekte. Oldugunu haber aldigimda gercekten uzuldum, zira beyefendi,nazik,kibar ve asla siyasetle bagdastiramadigim bir insandi, Allah rahmet eylesin. O`nun gibi bir sairin-gazetecinin nasil olup da siyaset dedigimiz arenaya bulastigini bilemiyorum. Eski zamanlarini yasim dolayisiyle bilmiyorum, bilmek de istemiyorum, ben sadece O`nun nazik-kibar ve tabii ki cok durust olusunu begendim. O kadar imkan elinin altindayken hepsini reddetmis ve sakin bir hayati tercih etmis.
Dun aksam TV8'de "Yasamdan Dakikalar" programini izledim (size de siddetle tavsiye ederim). Orda Hasmet Babaoglu, Bulent Ecevit'in "Ozgecmis" isimli bir siirini okudu, cok hosuma gitti, paylasmak istiyorum:

bir boşluktan bir boşluğa
bir cam bardağa dolmuşum
cam bardakta su olmuş
sudan içmiş can olmuşum
görünmezden cana bir kumaş örülmüş
kumaşa bürünmüş beden olmuşum
bir varmış bir yokmuş
iki boşluk arası bir rüyalık alemde
sen ben olmuşum

30 Eylül 2006

Ramazan,Mevlana



Ramazan geldi, hoş sefalar getirdi. Ruhumuzdaki yılgınlığa bir nebze çare olur inşallah. İki haftadır İstanbul-Ankara arasında mekik dokuyorum. Pazartesi günü arabayla gittik tekrar. Hendek civarında yoğun yağmurdan dolayı küçük bir frende arabamız kaydı, bariyerlere çarptık, Allahtan arkadan araba gelmiyordu yoksa bu satırları yazamayacaktım. Mevlam korudu bizi, verilmiş sadakamız varmış.
Perşembe günleri TRT 2'de "Düşünce İklimi" isimli bir proram yayınlanıyor. Fırsat buldukça izliyorum, tavsiye ederim. Bu haftaki programda Ramazan konuşuldu. İmsak'ın "tutmak" iftarın "açmak" anlamına geldiğini öğrendim. Ramazan'ın toplumsal belleğimizde nasıl bir yer edindiğine değinildi.
İstanbul'da Taksim'deki bir otelde kaldık, iftar için bir lokantaya gidip beklemeye başladık. İftar saatinde dışarı baktım, herkes dışarda. Oysa Trabzon gibi küçük yerlerde iftar saatinde hiç kimseyi dışarda göremezsiniz, oruç tutan da tutmayan da iftardan sonra dışarı çıkar. Bu bana garip geldi, tabii orası büyük şehir milyonlarca insan var.
Ramazan gelince hemen herkes eski Ramazanları hatırlar, belkide çocukluğumuzda yaşadıklarımız aklımıza gelir, o günlerin ruhumuzda bıraktığı derin ve tatlı izleri hatırlarız. Niye geleceğe değil de hep geçmişe bakarız bu anlamda? Geçmişte yaşadığımız güzel anların gelecekte yaşanacak güzelliklere teminat veremeyeceği için mi, yoksa insanın elinde-belleğinde olana daha yakın oluşundan mı?
Son olarak Hz. Mevlana'nın Ramazanla ilgili birkaç sözüne yer vereyim:

--"Oruç ayına girdiğin zaman, o aya kavuştuğun için Hakk'a şükrederek, sevinerek, neşeli olarak gir! Çünkü Ramazanın gelişinden üzülenlere, gamlılara oruç haramdır. Onlar, oruca layık değillerdir."
--"Sen vahdet denizinden ayrı düşmüş bir damla gibisin. Sen aslına nasıl ulaşacaksın? îste oruç, sel gibi, yağmur gibi seni alır, denize ulaştırır."
--"Oruç, Allah'ın has kullarına Hz. Süleyman'ın saltanatını bağışlayan bir yüzüktür, yahut da taçtır. Onu ancak seçkin kullarının başlarına giydirir."
--"Oruç, can gözünün açılması için bedenleri kör eder. Senin gönül gözün kör de, o yüzden kıldığın namazlar, yaptığın ibadetler sana o aydınlığı vermiyor, hakîkati göstermiyor."
--"Sen, göklere çıkmak, Mi'rac etmek sevdasındaysan, şunu bil ki, oruç, senin önüne getirilmiş bir Arap atıdır."

22 Ağustos 2006

Mutluluk Endeksi

Yine ara verdim yazilara, Baver Hocam'dan firca yiyecegiz simdi:)
Gecen gun gazetelerde dunya capinda yapilan bir arastirma yer almisti. Bircok farkli ulkeden insanlarla yapilan gorusmeler sonucu dunyanin en mutlu ulkesinin Danimarka oldugu sonucuna varilmis. Bunda egitim, sosyo-kulturel yasam, saglik, ekonomi gibi unsurlar gozonune alinmis. 158 ulke icinde Turkiye-yanilmiyorsam-127.sirada. Haberi hazirlayan kisiye sunu hatirlatacaktim ama sonra olmadi: Danimarkalilar dunyanin en mutlu insani olabilir fakat dunyada intihar oraninin en fazla oldugu ulkenin de yine Danimarka oldugunu unutmussunuz herhalde. Evet, bu insanlar refah icinde yasiyor, bizi uzen ve kaliteli bir yasama engel olan cogu seyi yasamiyor fakat neden mutlu degiller, iclerinde bir yerde bir eksiklik hissediyor olmalilar ki, bunu asamayip intihara basvuruyorlar.
Oryantalistlerin-batililarin biz dogululara bakisi malum. Bu anlamda onlar mi daha mutlu biz mi, bu ayri bir konu. Benim gelmek istedigim nokta, insanin icinde maddi kadar bir manevi duygunun da oldugu ve bunun doyurulmasi gerektigi. Bu iki zit kutbu beslemek lazim. En guzeli dengeyi tutturmak. Eger siz sadece maddi anlamda doygunluga ulasmak yeter diyorsaniz, gun gelecek bu maddi refah sizi sikacak ve ruhunuz daralmaya baslayacak. Ve ondan sonra arayisa gireceksiniz. Kimi Queen gibi maddi refahin zirvesine cikacak careyi baska yerde arayacak, kimi uyusturucuda devasini bulmaya calisacak ilh.
Oysa insan, ruhun o kivrandirici sorulari karsisinda icine dogru bir sefere ciksa; ben neyim-kimim, bu hayat ne, nerden geldik nereye gidecegiz, sonum yokluk mu, eger yokluksa bu varlik niye... gibi sorular sorsa, en nihayet basibos olmadigini, bir Yuce Yaratici'nin oldugunu anlayacak ve kendisini gayya kuyularina surukleyen sorularindan kurtulacaktir.
Vesselam...