Haluk Nurbaki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haluk Nurbaki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2007

Seyahatler...

Geçen hafta Doğu Anadolu'da idim. Yaklaşık 10 günlük bir seyahat oldu. Tek başıma idim, araba sürmekten yoruldum, en kötüsü de can sıkıntısı idi. Erzurum-Ağrı derken Kars'ta arkadaşlara kavuştum. Tanıdık yüzler görmek ne kadar iyi geldi bana:) Demek insan yalnız yapamıyormuş.
Dönüşte Erzincan-Sivas üzeri gelecektik fakat Erzincan'daki terör olaylarından çekindik-Trabzon üzeri geldik. O akşam ben annemlerde kaldım, arkadaşlarım da otelde. Maraş Caddesine girince, cadde bana çok küçük geldi. Tekel binası yıkılmış, kalenin ordan Atapark'a kadar araçlar için altgeçit yapılıyordu, tek değişiklik buydu. Ertesi sabah üç araba peşpeşe Ankara'ya yola koyulduk. Sahil yolu çok güzel olmuş, yıllarca o kötü yollarda dolaştım, oraların kahrını çektim, sadece Tirebolu'da ufak bir yerde şehir içine geçiş var. Bolaman tünelleri çok güzel olmuş, 1 saatte gidilen yol 15-20dk'ya düşmüş. Oralardan geçerken yolboyunca heryerde anılarım beni bırakmadı, karış karış gezdiğim yerleri görünce kötü oldum.
Samsun-Çorum arası yol çalışmaları nedeniyle çok yorucuydu. Eve-Ankara'ya geldiğimde 10 günlük yolculuğun sonunda resmen pestilim çıkmıştı.
Doğudaki terör olayları -herkes gibi- beni de fazlasıyla üzüyor, hele Erzincan ve Gümüşhane'deki olaylar. Sonu iyi olur inşallah.
Bu aralar Nurbaki Hoca'nın "Tekvir Suresi Yorumu"nu okuyorum, yine güzel açılımlar-yorumlar var.
Üç hafta üstüste seyahatler fiziksel anlamda beni epeyce yordu, şiddetle tatile ihtiyacım var. Bu sefer batıya değil karadenize gitmek istiyoruz. Belki birkaç gün Sinop daha sonra Trabzon olabilir, 40 derecede yanmaya hiç niyetim yok....

12 Mayıs 2007

Efendimiz(sav)den Anlık Çizgiler

Bugüne kadar bu blogda hiç alıntı yapmadım ama şimdi sözü rahmetli hocamız Haluk Nurbaki'nin Peygamberimizle ilgili bir yazısına bırakıyorum. Bu buhranlı çağımızın sancılar içindeki insanları olarak O(sav)'nu daha iyi tanımaya şiddetle ihtiyacımız var:





Efendimizden Anlik Çizgiler
Fahr-i Kâinat Efendimizin hayat hikâyesi içinde, davranış biçimi, ne yazık ki mutluluk çağı tarihlerinde hep göz ardı edilmektedir. Gerçi bazı hadis ve tarih bilimcileri parça parça çizgiler vermişlerse de, bunlar Efendimizin davranış biçimini bütün olarak hemen hemen hiç yansıtmamaktadır.Hâlbuki, çağımızın insanı, Efendimizin konuşma, yürüme gibi günlük hayatından ana çizgileri çok merak etmektedir. Bunlardan birkaç ana noktayı özetlemek istiyorum:Fahr-i Kâinat Efendimiz, daha önce de değindiğim gibi, çok şık giyinen, bütün davranışından estetik ve zerafete çok önem veren bir yapıya sahipti. Hareketlerinin tümünde estetik ve zerafet ön plânda idi. Elini kaldırırken, konuşurken, ata binerken zarif hareketlerine hayran olmamak mümkün değildi. Tane tane konuşur, çok net bir diksiyona sahipti. Sesi güçlü idi, fakat hiç bağırmazdı. Her sözünde mutlak bir etkinlik göze çarpardı. En basit bir şeyi tanımlarken bile, konunun hiç eksiğini bırakmaz, herkesi hayran bırakırdı.Bütün insanlara, dinlerken de konuşurken de, aşırı bir saygı gösterirdi. Hiç kimseye bakarken gözünün ucu ile; yani yan bakmaz, birisiyle konuşurken, mutlaka o tarafa döner, konuşurdu. Fevkalâde esprili idi. Anlatacağı basit konuları bile esprinin zarif zarfı içinde takdim ederdi.İnsanların dünya ilgilerinden ve zaaflarından doğan davranışlarına büyük bir müsamaha gösterirdi. Nitekim, düğünlerdeki, spor eğlencelerindeki sınırlı taşkınlıkları izleyerek, bir bakıma onların devamına müsaade ederdi.Muhterem annelerimizin, hanımlara has eğlencelerine daima müsamaha gösterirdi. Ayrıca özellikle, hanımların titiz, temiz giyinmesini; bugünkü tabirle bakımlı olmalarını müteaddit defa belirtmişlerdir. 0 devrin süs unsuru olan sürme ve kına gibi uygulamaları ısrarla tavsiye etmişlerdir. Yine İslâm hanımlarının, eşleri ve diğer hanımlar yanında saçlarının daima bakımlı ve taranmış olmasını birçok defa emretmiştir.Efendimizin hayatında sunmak istediğimiz bu anlık çizgilerden çıkaracağımız en önemli sonuç: Efendimizin davranışlarının, o çağdaki arap karakter çizgisinden tamamen farklı bir görünümde olmasıdır. Meselâ, Efendimiz gerek kendi çocuklarıyla, gerekse sevgili torunlarıyla pek sıcak bir ilgi içinde idi. Onlarla şakalaşır, küçüklerle oynaşırdı. Hatta Efendimizin sevgili torunlarının, bizzat Fahr-i Kâinat Efendimiz namazda iken bile bu oyunlara devam ettiklerini biliyoruz. Bu önemli davranış, Efendimizin, çocuk terbiyesinde en önemli unsuru sevgi temeline dayandırması emridir. Gençleri muhatap alıp, daima onlarla konuşması, onları özel olarak eğitmesi, onlara ciddi sorumluluklar vermesi 14 asır önce kavranması imkânsız davranışlardır. Bu hikmetler, ancak çağımızda sezilebilen akıl almaz yüceliklerdir.Efendimizin yaşantısındaki çizgilerden en önemlilerinden biri de, sağlık ve spora verdiği önemdir. Yalnız yemek yemenin sakıncalarından tutunuz da, titiz bir diş sağlığına kadar her konuda büyük ölçüde beden sağlığının temel ilkelerini bizlere öğretmiştir. Ashabına rastladığı zaman, her defasında «çocuklarına yüzme, ata binme, ok atma gibi sporları» yaptırıp yaptırmadığını sorardı. Daha önemlisi bizzat kendisi hem atla, hem yaya koşu yarışları yapardı. Bunu Hz. Âişe annemizle ve Ebû Bekir Sıddîk Efendimizle sık sık tekrar ederdi. Ufak tefek rahatsızlıklarında, özellikle perhize, ottan yapılmış ilâçlara rağbet ederek sağlığını hiç aksatmazdı.Şüphesiz ki, Fahr-i Kâinat Efendimizin hayat çizgilerinde en önemli mesele: gelecekteki insanlara en doğru ve güzeli öğretme hikmeti idi. Bu yüzden Efendimiz, hayatındaki akıl almaz çileler ve mücadelelerin yanında; ufuk insan olma hikmetini eksiksiz yaşattı, öğretti durdu. Efendimizin ekmeliyetindeki; yani mükemmelliğindeki zirvesindeki asıl büyük hikmeti: hayatı, her türlü şartlar altında en güzel biçimde yaşamayı öğretmesidir. Savaşta merhameti, en çileli günlerde ibadetin hamd sırrını; akıl almaz uçların tezat hikmetleri içinde hem uyguladı, hem bizlere öğretti. Efendimizin hayatındaki bu sonsuz hikmetleri temelinden kavramadan sünneti sadece kıyafetle yaşamaya çalışmak pek hazindir.Elbette bir Müslüman, Efendimizi taklit etmek, onun ahlâkını kazanma çabası içinde olacaktır. Ancak bunun prensibi, Efendimizi yukarıda çok özet çizgiler hâlinde anlatmaya çalıştığımız mükemmel insan noktasından hareket ederek bulunabilir.Bir Müslümanın Efendimize benzeme tutkusu, temizlik, zerafet, sevgi dolu davranışların tümünden geçmedikçe sünneti yerine getirme gerçeğine kavuşamaz. İnanınız ki, yeryüzünde güzel olan ne varsa, zarif ve mükemmel olan hangi davranış varsa, mutlaka Efendimizden yansımış bir ışıktır. Velev ki onun sahibi farkında olsun, olmasın; mutlaka her güzel şey Efendimizin sırrından yansımıştır. Ve mutlaka güzel olan şey: Efendimizin, mutluluk çağında onu öyle yaşadığı için güzel olmuştur. Biz kendi kendimize hangi iddiada olursak olalım, bakımlı tertemiz dişler, insanların farkında olmadan bir sünneti yerine getirme tutkusudur.Batı, son yıllarda bu müthiş hikmeti sezdi. Bu yüzden Fahr-i Kâinat Efendimize hayranlığı büsbütün arttı.

29 Mart 2007

Tembelliğe Devam...

Tembelliğim devam ediyor. Yazılara ara verdik, nerdeyse ayda bir yazmaya başladık. Geçenlerde şunu farkettim-düşündüm: eskiden düşüncelerimi kağıtlara aktarırdım, o zaman içimde bir rahatlama olurdu, zaten uzmanlar sıkıntılı olduğunuz dönemlerde içindekileri ya kağıda dökün ya başkalarına anlatın vs diyor. Şimdi bu tadı alamıyorum, içimde sıkıntı mı kalmadı :) yoo her zamanki gibi devam ediyor.
Nurbaki Hoca'nın 7 kitabını daha aldım, ikisini bitirdim, okumalar devam ediyor. Gerçekten madde ve mana ilimlerini çok güzel açıklıyor, tavsiye ederim.
Kızımda gelişmeler var, eskisi gibi kötü değil, hep beraber yaptığımız geziler O'na iyi geliyor.
Bu yazıyı yazarken dinlediğim müzik, bana geçen sene yine bu blogda sıkça tekrarladığım ve bana çok iyi gelen sözleri hatırlattı, yazıyı onla bitirelim:
Görelim Mevla neyler
Neylerse güzel eyler....

01 Mart 2007

Ordan Burdan

Neden bu kadar ara verdim bilmiyorum. Ülkede önemli gelişmeler oldu, onlar hakkında yazabilirdim ama istemedim. Geçen hafta yine Ağrı taraflarındaydım bir hafta kadar.
Haluk Nurbaki Hoca'nın üç kitabını aldım, ikisi bitti diğeri de bitmek üzere. Yanlış hatırlamıyorsam Tahin önermişti bana Hocayı. Gerçekten de niye bugüne kadar Hoca ile karşılaşmadım diye hayıflandım. Tek Nur, İnsan Bilinmezi ve şu an okuduğum Fatiha'nın Kırk Yorumu. Daha önceleri teorik fizikle ilgilendiğim için kitaplarda yazılanlar beni sıkmadı. Özellikle son kitap Hoca'ya hayranlığımı epey artırdı. Diğer kitaplarına da bakacağım inşallah.
Dün kitapçıda Attila İlhan'ın "O Sarışın Kurt" kitabını gördüm ve aldım, dün biraz göz gezdirdim, güzele benziyor. Diğer kitaplarına da bakmam lazım, zira tarihsel açıdan altyapısı çok iyi.
Bu aralar kızımın ayrılık üzerine yaşadıkları ve bize yaşattıkları ile uğraşıyoruz. Trabzon'dan ayrıldığımızdan beri ayrılığı hazmedemedi, benim de şehir dışına olan seyahatlerim O'nu çok etkiliyor. İki hafta önce kreşe başladı, değişik uğraşılar edinsin-unutsun diye ama dayanamadı ve bıraktı. Geçen seyahatten eve döndüğümde bana şunu söyledi: " Sen benden uzaklaşmaya mı çalışıyorsun?" !!!! Kızım nerden buluyorsun bu lafları dedim, sanırım televizyonun etkisi.
İnsanın, evladının akıttığı gözyaşlarına tahammül etmesi ne kadar da zormuş.