29 Ocak 2007

Doğu Anadolu, Mevsimler...




Bir haftadır Doğu Anadolu'da idim. Ocak ayında havaların bu kadar iyi olması beni çok şaşırttı. Erzurum'da gündüz -35'leri görmüştüm, bu sefer bere bile kullanmadım. Küresel ısınma bakalım daha nelere şahit kılacak bizleri.


İlk gün Doğubeyazıt'taydım. Ağrı Dağı yine tüm heybetiyle karşımda:



Daha sonra Kars-Iğdır ve Ardahan taraflarına gittim. Türkgözü sınır kapısında Gürcistan'a bir parmak yaklaştım. Kars'ta Sarıkamış Kayak tesislerinde telesiyeje binip yukarı çıktım, ağaçların arasından geçip yukarı tırmandım, manzara çok güzeldi:


Hem Palandöken hem Sarıkamış'ta kayak yapanların azlığı dikkat çekici. Çünkü kar beklenilen kadar yağmıyor. Mevsimlerin böyle gecikmesi-küresel ısınma bakalım ilerde ne gibi sorunları beraberinde getirecek? Kış böyle ise yazı düşünemiyorum, büyükşehirlerde yaşanması olası su sıkıntısı-Konya Ovası'nın kuruması gibi. Yoksa Madmax tarzı günler mi bekliyor bizi???

01 Ocak 2007

Hesap Lütfen (Yılsonu İçin) !!!

Yeni yılın ilk yazısı, geçen yılın dökümü ile ilgili olsun ve kişisel tarihimde yerini alsın istedim. 2006'nın ilk ayları benim için bekleme ile geçti. İş görüşmelerimi yapmış ve beklemeye başlamıştım, o istediğim haber bir türlü gelmiyordu, o günkü yazılarda bunu görebiliyorum şimdi. Hayatımda hiçbir şeyden pişmanlık duymamak gibi bir düşünce üzerinde yürümeye çalıştığım için yaşadığım iyi kötü her şeyi bir kazanç olarak görüyorum. O zaman diliminde de işsizliğin bir insan için ne kadar kötü ve bunalıma sürükleyici bir süreç olduğunu gözlemledim.
Daha sonra Ankara'ya taşındım ve gurbet yılları benim için başlamış oldu. O anlamda 2006 önemli bir yıl. Daha önce Trabzon'dan uzun süreli ayrılmamıştım hiç. Anne-baba-arkadaşlar-sevdiklerim.. hepsini geride bıraktım ve yeni denizlere yelken açtım. Bunun da hayatıma katkıları olacağı inancındayım. İnsan acı çeke çeke olgunlaşıyor ne de olsa...
Bayramın ve yeni yılın aynı güne gelmesi ilginç oldu, sanırım 9 yıl önce de Ramazan Bayramı aynı şekilde olmuştu. Yeni yıl benim için sadece kağıtlardaki sene kısmındaki değişikliği andırıyor, zira takvimlerin olmadığını düşünürsek dün ile bugünün pek bir anlamı yok.
Yeni yılın bazı kararları almada başlangıç olacağına da katılmıyorum, kararlar alınırsa hemen uygulamaya geçilmeli.
Bunların dışında geçen yıl anneannemi kaybettik. Ölüm yine kendini hatırlattı. Aslında hergün tv-gazetelerde gördüklerimiz ölümü bize hatırlatıyor fakat acı yakına düşünce bir başka oluyor.
Hz. Mevlana, "kurbandan maksat kendi nefsimizi kurban etmektir" diyor, yine o noktadan uzağız, inşallah seneye diyorum ve yeni yılın da tüm dünyaya huzur-mutluluk ve iç huzuru getirmesini temenni ediyorum...

30 Aralık 2006

Batı Karadeniz

Aralık ayı, yazı anlamında çok kısır geçti. Bunun farkındayım, aklıma geliyor fakat yazacak birşey bulamıyordum.
6 ay üzerine tekrar taşındık. 15 gün bunun sıkıntısını çektik, taşınma sebebi komşuluk eksikliği idi. Daha önce de bahsetmiştim, bir Allahın kulu kapıyı çalmaz mı? Biz de bir akrabamızın yanına taşındık, şimdi daha mutluyuz çok şükür.
Bu ay iki kere Batı Karadeniz'e gittim: Bartın-Zonguldak ve Karabük.
Zonguldak çok kasvetli bir yer, benim için hayal kırıklığı oldu. Bu bölgeye ilk kez gittim, o yüzden şehrin beni nasıl karşılayacağı önemliydi. Geçen hafta ilk kez gittiğimde yağmur yağıyordu fakat binaların eskiliği şehre hakim olan isli hava, insanı soğutuyor şehirden. Zaten kimle konuşsam benzer şeyler söylüyor. 2 gün önce tekrar gittiğimde bu sefer heryer karlıydı. Emirgan Otel'de kaldım, diğer otelleri bilmiyorum, otel fena değildi.
Bartın küçük ama şirin bir yer. İlk gittiğimde Amasra'da kaldım. Amasra çok hoş bir yer.














Üstteki bu fotoğrafı geçen hafta çekmiştim. Haftasonları, tatil günleri ve yazın çok kalabalık oluyormuş.















Mustafa Amca'nın Yeri'nde yemek yedik, ortam iyi, balıklar güzeldi, tavsiye ederim.
Getirilen salata ilginçti:













Karabük'deki Çimento ve Kardemir fabrikaları yüzünden şehirde kirli bir hava hakim. Safranbolu'da ise fazla kalamadık sadece ünlü lokumlarından alıp içinden geçtik, daha detaylı gezilmeyi hak edecek kadar güzel bir yer. Bir iki fotoğraf çektim arabada giderken:
















Batı Karadeniz'i genel olarak sevdim, zira bizim Karadenize benziyor, en azından yeşilliğe olan hasretimizi bir nebze dindirdi. Daha sonra tekrar gideceğim inşallah.
Bu sabah bayram trafiğinde yerimizi aldık ve İstanbul'a geldik. Bayramda burdayız. Yeni yıl ve Kurban Bayramı hepmize kutlu olsun. Yeni yıl herkese mutluluklar getirsin.......

05 Aralık 2006

İlkyardım Eğitimi


Geçen hafta özel bir sağlık kuruluşundan ilkyardım eğitimi aldık. 2002 yılında devlet tüm çalışanların bu eğitimi almasını zorunlu kılmış. 2 gün süren eğitimden sonra Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan sözlü ve yazılı sınava katılıp sertifika aldık (henüz elimize geçmedi). Bu sertifika ile 3 yıl boyunca kazalarda ilkyardımda bulunabileceğiz.Yapılan araştırmalara göre kaza sonrası ölümlerin %50'den fazlası ilk 1-2 dk. içinde gerçekleşiyormuş. Bu çok önemli anda bilgili ve eğitimli kişiler 112 acil gelene kadar müdahale edebilirse birçok hayat kurtarılacak diye düşünülüyor. Eğitim boyunca doğru bildiğimiz birçok yanlışımız ortaya çıktı. Kaza geçirmiş bir kişiyi -eğer tehlike yoksa- kesinlikle yerinden kıpırdatmamak gerekiyor, kalp krizi geçiren bir insanın yormadan oturtularak rahat nefes alması ve enerji harcaması gerekiyor vs.Eğitimde birçok kişi gibi şunu söyledik: bir kazaya rastladığımızda insanın soğukkanlı davranması çok zor, bakmak bile yürek istiyor. Verilen cevap, en azından yakınlarımızın başına birşey gelirse bilgi sahibi olarak yardım etmek (Allah göstermesin). Daha önce eğitim almış kişiler, başından geçen olayları doktor ile paylaşmış, O da bize anlattı. Örneğin parmağı kopan birisi için kopan yere tampon uygulamış ve kopan parmağı da önce ağzını kapatarak bir poşete, onu da yine buz veya su dolu bir poşete koymuş ve tabii ki hastayı ve parmağı aynı hastaneye götürmüş. Parmak yerine dikilmiş, eskisi gibi olmuş. Bu tür durumlarda max. 6 saat süre var.Allah kimseye kaza-bela göstermesin fakat bu tür olaylar yaşanmıyor değil, en azından fikir sahibi olduk...

16 Kasım 2006

Felsefe Uzerine


Biraz once -daha once de bahsettigim- TRT-2'deki Prof.Dr.Kenan Gursoy'un sundugu 'Dusunce Iklimi' programini izledim. Bugunun konusu 'Felsefe' idi. Konuklari ile cok guzel bir sohbeti gerceklestirdiler.
Avrupa'da liselerde felsefe dersi veren 3 ulkeden biri oldugumuzu ogrendim, su anda 28 universitede felsefe bolumu varmis. Bunlar sevindirici fakat felsefenin neden hayatimiza sirayet edemedigini dusunmedim degil. Biz de lisede felsefe dersi gorduk, fakat o kadar sevmedik, ogretim metodundan mi acaba? Oysa felsefeden uzak kalmak hayatin kendisinden-dusunmekten uzak kalmak demekti. Biz ne yaptik ki, insanimizi dusunmekten soguttuk?
Felsefe, tarih sureci icinde canli olarak yasayan ve suregelen bir bilim dali. Bin yil onceki Aristo'dan Gazali'den ayiramiyorsunuz bugunku felsefeyi. Ne oldu ki, 13. yuzyildan sonra etkili dusunurler yetistiremedik? Avrupa, bizim dusunurlerimizden etkilenerek kendi medeniyetlerini-ronesanslarini gelistirmede biraz geciktiler, 2-3 yy surdu. Oysa biz komplekse kapilmadan Yunan felsefesinden gelen bilgileri incelemeye baslamisiz.
Ben bugune gelmek istiyorum. Bugun yasadigimiz toplumsal olumsuzluklari, felsefeden-dusunmeden uzak kalisimiza bagliyorum. Hep sikayet ederiz, bize dusunme degil ezbercilik ogretiliyor diye, cok dogru. Programda da uzerinde duruldugu gibi, sanirim yapmamiz gereken, dogu-bati felsefesini de ihmal etmeyerek kendi koklerimizden kaynaklarimizdan yola cikarak tekrar felsefeyi hayatimiza davet etmek olacak. Ancak o zaman ozgurce dusunerek hayatimizi daha da guzellestirebiliriz.
Yazida soru isareti iceren cumleler fazla oldu, zaten felsefe cevaptan daha cok soru sorma degil mi?

13 Kasım 2006

Hayati Bir Konu!!



Bugunku konu trafikle ilgili olacak. Hergun hayatimizi ortaya koyarak araclara biniyor-suruyoruz. Kazalari gordukce-duydukce icimiz parcalaniyor fakat kurallara uymuyoruz. Turkiye'de yilda ortalama onbin insanimizi bu yuzden kaybediyoruz. 5-6 yil once 'Ileri Suruculuk Teknikleri' isimli bir gunluk bir egitim almistim. Ogleye kadar teorik bilgiler edindik. Hoca sordu:' aksamleyin karsidan uzunlari yakmis bir arac geliyor, ne yaparsiniz?' Cevap verdim : 'once sellektor yapariz, kapatmayinca biz de uzunlari yakip ustune bir de karsidaki sofor icin guzel sozler sarfederiz :))'. Hoca haklisin dedi, maalesef cogumuz boyle yapiyoruz fakat burda onemli olan tehlikeyi iki katina cikarmamak, o yuzden biz uyarimizi yapip kisalara devam etmemeliyiz.
Ogleden sonra pratige gectik, 50 km hizla giderken panik fren yaptik ve istenen mesafede duramadigimizi gorduk. O gunden sonra emniyet kemeri takma ve trafikte guvenli arac kullanma konusu aklimdan cikmadi hic. Isim geregi yillardir yollardayim, dag-tepe geziyorum, en tehlikeli sarp yollarda da gittim. Kursta anlatilanlari elimden geldigince uyguluyorum, tabii hatalarimiz olmuyor degil. Anlatmak istedigim, trafikte hayatimizi ortaya koyuyoruz, bir kaza - Allah korusun- ya olumle ya da yaralanmayla sonuclaniyor. O yuzden cok dikkatli olmak durumundayiz, hem kendimiz icin hem karsimizdaki icin.
Bu arada, Ankara'da, trafik kurallarinin cokca suistimal edildigini uzulerek soylemek istiyorum. Kirmizi isikta durmak insanlara ceza gibi zor geliyor. Serit ihlalleri, saygisiz davranislar vs...
Diger toplumsal sorunlarimizda soyledigim gibi burda da, ailede baslayacak ve ozellikle ilkogretimde verilecek egitimin ciddi katkisi olacagi inancindayim. Tum cocuklar buyuklerini taklit ettigi icin onlara guzel ornek olmak durumundayiz. Bunun dogru oldugu bilincini simdiden vermek lazim, aksi takdirde buyuklerinden neyi gorurse ilerde aynisini yapacaklar. Sozumuzu 'Allah hepimizi kazalardan korusun' diyerek bitirelim.

11 Kasım 2006

Bulent Ecevit

Bulent Ecevit bugun defnedilecek ve bu yazi kesinlikle siyasi bir anlam icermemekte. Oldugunu haber aldigimda gercekten uzuldum, zira beyefendi,nazik,kibar ve asla siyasetle bagdastiramadigim bir insandi, Allah rahmet eylesin. O`nun gibi bir sairin-gazetecinin nasil olup da siyaset dedigimiz arenaya bulastigini bilemiyorum. Eski zamanlarini yasim dolayisiyle bilmiyorum, bilmek de istemiyorum, ben sadece O`nun nazik-kibar ve tabii ki cok durust olusunu begendim. O kadar imkan elinin altindayken hepsini reddetmis ve sakin bir hayati tercih etmis.
Dun aksam TV8'de "Yasamdan Dakikalar" programini izledim (size de siddetle tavsiye ederim). Orda Hasmet Babaoglu, Bulent Ecevit'in "Ozgecmis" isimli bir siirini okudu, cok hosuma gitti, paylasmak istiyorum:

bir boşluktan bir boşluğa
bir cam bardağa dolmuşum
cam bardakta su olmuş
sudan içmiş can olmuşum
görünmezden cana bir kumaş örülmüş
kumaşa bürünmüş beden olmuşum
bir varmış bir yokmuş
iki boşluk arası bir rüyalık alemde
sen ben olmuşum

05 Kasım 2006

Bir Not



Bugun kendime bir iyilik yaptim, araba aldim. Kisisel tarihime not dusmek icin yaziyorum. Hayalimde yandaki araba var ama bize uzak, futbolcu olsaydim belki:))
Borc altina girmeden para biriktiremeyenler sinifindanim. O yuzden kredi kullanma yolunu sectim. Allah hepimize kazasiz seyahatler nasip etsin.

28 Ekim 2006

Uzun Bir Ara

Uzun bir ara oldu biliyorum. Bunda bilgisayarın bozulması ve hala yanımda olmaması da etken:)
Bayramda memlekete gittim, Trabzon'a. Sahil yolu Trabzon geçişi tamamlanmış, 40 yılda yapılan bir yatırım-çok şükür. Bayramda havaların güzel olması çok iyi oldu, köylere gittim, Karadeniz'in yeşilliğini özlemişim.
İki gün izin olmaması kötü oldu, geri döndüm. Trabzon'da iken tatillerin birleştirilmesine kızardım. Dünyada en çok tatil yapan ülkelerden biriyiz, ekonomimiz kötü derdim. Oysa gurbete çıkınca keşke tatil olsa dedim, biraz bencilce oldu ama napıyim..
Akçaabat köftesi ve Zigana'da et yemek faaliyetlerini gerçekleştiremedim fakat hakkımı saklı tutuyorum, bir sonraki gidişime inşallah.

09 Ekim 2006

Venedik,Milano

İtalya seyahatimiz dün sona erdi. İzlenimler ve birkaç fotoğraf paylaşacağım.
İlk gün 2,5 saatlik bir yolculuktan sonra Milano-Mapenza havaalanına indik, 1 saatlik bir yolculuktan sonra şehir merkezine geldik. Otele yerleştik ve doğruca tren garına gittik, Venedik için bilet aldık. 3 saatlik yolculuktan sonra nihayet oraya ulaştık.
Venedik İzlenimleri
Tren garından sonra hemen kanalların olduğu bölgeye geçtik. 1 saatlik şehir turu yapan motorlar var(5 eu), ona bindik, (gondol kirası 300 eu dediler,vazgeçtik). Şehrin dışından şöyle bir tur attık ve daha sonra San Marco meydanına indik. Tüm dünyadan turistler var, bizdeki gibi değil, zengin insanlar. Meydan kalabalık, alışveriş yapanlar, gösteri yapanlar...




Venedik'te maske ünlüymüş, birkaç alışverişten sonra haritamızın yardımıyla şehrin ara sokaklarına daldık. Zaten bir şehri gezmenin en iyi yönü yaya olarak gezmek derler. Daracık sokaklar,araba yerine evinin önüne tekne çekmiş insanlar...



Bu arada sokaklarda ağır bir küf-nem kokusu hakim. Birçok yerde kilise var, tarihi evler-yerler var. Son tren 19:51'de olduğu için 3-4 saatlik gezimizi tamamlamak ve trene yetişmek üzere epey yorucu bir şekilde şehri dolaştık. Yemek için akşam üzeri kanalların yanında bir yere kapağı attık. İlk yemeğimiz burdaydı ve pizzası hayalkırıklığı oldu, ama amacımız karnımızı doyurmaktı zaten. Daha sonra trene bindik ve 3 saatlik Milano yolculuğumuza başladık. Bu arada tren saati dikkatinizi çekmiştir ,19:51. Tüm kalkışlar bizdeki gibi 20 veya 20:30 gibi değil bu şekilde küsürlü rakamlardan oluşuyor ve gecikme pek olmuyor.
Milano İzlenimleri
Her zaman, bir şehre ilk geldiğimde o şehrin beni nasıl karşıladığını düşünürüm, daha önceki yazılarda da bu yönde yazdıklarım olmuştu. Milano bana soğuk geldi. Havadan bakıldığında düz ve yemyeşil bir yer, 1 saatlik yolculukla merkeze geliyorsunuz. İnsanlar bize benziyor (belki de Akdenizli kanı), kadınlar çok sigara içiyor(bu arada İtalya'da otel ve restoranlarda sigara içmek yasak), çok sayıda motosiklet kullanan insan var(kadınlar da tabii), takım elbiseli insanların bisiklet veya motosiklete binmeleri bize garip geliyor.


Şehrin en güzel ve kalabalık yeri Duomo Meydanı ve tabii ordaki Katedral. Şu an bir bölümü yapım aşamasında fakat içi ziyarete açık, çok büyük bir yer. İçerde dua edenler fotoğraf çekenler falan var..






Üstteki karede görülen yer, tüm ünlü markaların yeraldığı bir çarşı. Çok büyük değil fakat fiyatlar epey büyük. Prada'da bir valiz 13600 eu. Zaten Milano'da tekstil ürünleri bize göre çok pahalı. Duomo meydanından başka Leonardo da Vinci'nin heykelinin olduğu bir yer var, orası da görülebilir, yanlış olabilir-sanırım-burda doğmuş:


Bunların dışında Bounes Aires Caddesi, gezmek-alışveriş yapmak için iyi. Bu arada çok sayıda Çinli-Taylandlı ve Afrika kökenli insan var. Trafikte yayalara karşı çok saygılılar. Yay geçidinin olduğu yerde-trafik lambası olmasa dahi- sizi görünce kesinlikle duruyorlar. İlk günlerde burdaki refleksle biz geçmelerini bekliyorduk ama sonra alıştık, hiç çekinmeden yola atlıyordum nasıl olsa duruyorlar diye.
İnsanlar birbirine saygılı, kibarlar. Yollarda bizim gibi çöpleri görebiliyorsunuz. Bu anlamda bize benziyor diyebiliriz. Bir de Corso Coma denilen bir yer var. Restoran-bar ve diskolarıyla ünlü. Birkaç akşam ordaydık, yemekleri iyiydi tavsiye ederim. İtalyan pizzası isterken dikkat etmeniz gerekiyor, hiç beklemediğiniz karides gibi deniz ürünleriyle dolu ve yenmeyecek şeyler önünüze gelebiliyor. Onun dışında mozerella oldukça iyi: Farmesan peynirini galeta unu içine koyup kızartıyorlar. Ben çok beğendim. Farmesan peynirinin ününü duymuştum almak istedim, fakat yemeklerde makarnanın üstüne rendelenmiş halini döküyorlar-bir kaç kez denedim ve bu peynire ayak kokulu peynir adını taktık ve o yüzden almadım. Ağır bir kokusu var.
Metro ile her istediğiniz yere gidebiliyorsunuz. Biz eğitim için sabahleyin metroya binip 30 dk.lık bir yolculuk yapıyorduk. Herkes metroyu kullanıyor. Adam arabasını metro girişinde bırakıp işine metro ile gidiyor akşam tekrar arabası ile evine gidiyor, bunu gördük. Bir de semt pazarına rastladık, tabii ki dükkanlardan daha ucuz, balıkçılarda ahtapottan karidese-ıstakozdan yengeçe herşey var. Balıkları da bir değişik. Son akşam levrek yedim, güzeldi, onun dışındakiler pek bana göre değil.
Genel anlamda; gezmek için bir daha kesinlikle giderim diyebileceğim bir yer değil Milano. Bana biraz soğuk geldi. Fakat Venedik'e gidilir. Bir daha gidebilirsek hedef Roma ve Floransa. Nasip artık.